1 Eylül 2010 Çarşamba

Tam bir sokak çocuğuydun, hatırlıyor musun?

Bütün futbolcu kartlarını kepen o kızı; ''Gelsene bizim evden su içelim.'' Diye kandırıp, annen kapıyı açar açmaz kızı şikayet ederek kartlarını geri aldığında ilk büyük haksızlığını yapmıştın.

Lunapark hep uzaktı size. Mahalleden geçen salıncakçıya yetişebilmek için koşarken bileğini burkmuştun. Zayıftın çok. Yine de koşmaya devam etmiştin.

Arka mahalledeki arsanın çevresindeki evlerin bahçelerinde, gizli gizli dolaşıp 'Macera yaşıyorum' diye ne kadar heyecanlanırdın. Yıllar sonra o mahalleden geçerken, koskoca macera alanının iki-üç ufak bahçe ve kömürlük olması canını nasıl da sıkmıştı hatırlıyor musun.

Babaannenin kitaplığından yürüttüğün kitapların boş sayfalarına resimler çizerdin. Babaannen sana hiç kıyamazdı. Dört yaşında okuma yazmayı öğrenmiştin. Dedenden hep kaçardın. ''Bıyıkların batıyor.'' Derdin hep. Keşke daha çok sarılsaydın ona. O, seni herkesten daha çok seviyordu.

Bebeklerinize kıyafet dikerken, -ki sen dikiş dikmeyi hiçbir zaman beceremeyecektin o olaydan sonra- oyuna dalıp halıya sapladığını unuttuğun iğne, Almancı arkadaşın Neslihan'ın babasının ayağına girmişti ve çabucak dizine kadar ilerleyip ameliyat olmasına neden olmuştu. ''İğneyi ben unuttum halıda, benim yüzümden oldu. Özür dilerim.'' Diyemeyecek kadar korkmuştun. Yıllar sonra bile kimseye söyleyememiştin bu sırrını.

Annenin küllükte kalmış sigara kotiklerini tüttürürdün gizli gizli, ufacıktın daha.

Yazlıkta, her sabah halanı uyandırmaya gittiğinde, o yataktan kalkana kadar İngilizce sayı saymaca oynardınız. Ev halkı halanın akşama kadar nasıl uyuduğunu bir türlü anlayamazdı. Gece herkes uyuduktan sonra kaçıp sevgilisiyle buluştuğu, sabah kimse uyanmadan gizlice girip yattığı için akşama kadar uyuduğunu sen bilirdin sadece. Halanı ne kadar çok severdin.

Evlendiğinde kıskançlıktan her yerinde yaralar çıkmıştı kırmızı kırmızı, eniştene yıllarca adıyla hitap etmiştin.

Kinder sürprizin sihirli olduğuna nasıl inandırmıştın kendini. Eski model telefon ahizesinin içinde kinder yumurtası gizli olduğu paranoyası da neydi öyle?

Saçların ne kadar uzundu. Bal rengi.

Herkesten daha erken öğrenmiştin iki tekerlekli bisiklet sürmeyi, zaten herkesten önce denerdin sen her şeyi.

Babanın cebinden, dönemin en büyük banknotu olan 100 lirayı çalıp kornet almıştın kendine. Bu, sana ait olmayan bir cebe ilk ve son el atışındı.

Okuldan eve dönerken, dedenin öldüğünü düşünmüştün. Ne tuhaf, deden o gün gerçekten ölmüştü. Aslında en çok dedeni severdin. Cenazesinde gülmemek için kendini zor tutmuştun.

Sen, çok tuhaf bir çocuktun.

Çok kavga ederdin. Kızlar sevmezlerdi seni, erkeklerle maç yapmayı tercih ederdin. Tuvaletini yaparken, parmakla bildiğin küfürleri sayıp kendinle gurur duyardın.

Çok arkadaşın vardı ve sen hep yalnızdın.

Bütün sokak köpekleri senindi. Serkan abiye aşıktın. Annen zorla kırmızı külotlu çorap giydirirdi sana ve Serkan seni o iğrenç çorapla görmesin diye eve kaçar, camdan onu izlerdin. Ama ilk aşkın Anthony idi. Attan düşüp öldüğünde, günlerce ağlamıştın.

Biliyor musun, o kıza haksızlık etmemeliydin. Hatalarını kabullenecek cesareti gösterebilmeliydin. Sen çok özel bir çocuktun, hayallerini unutmamalıydın.

Dedene daha çok sarılmalıydın.

Hiç değişmedin. Tuhaf bir yetişkin oldun.

Ağlama. Onu da sonra konuşuruz.

9 yorum:

  1. Tebrikler,
    bundan fazlası yorum olmaz her ne kadar sevsenizde, mayonez olurdu.
    http://twitter.com/chemikant

    YanıtlaSil
  2. Tuhaf çocuğun tuhaf anıları bunun yetişkin versiyonu şizofreniye sürükler.

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. büyüyen benim..

    dünya müthiş hızla dönüyor,yıllar sürüklenirken yıpranıyor..

    değişmiyor hiç, çocukluğum benimle beraber yolculuk ediyor; yorulmak bilmeyen çocuklar gibi.

    YanıtlaSil
  5. Tek tuhaf çocuk ben değilmişim demek ki :)

    YanıtlaSil
  6. Bayıldım ben bu yazıya..!

    YanıtlaSil
  7. hani dedeni anlatmışsınya batarmış bıyıkları...
    dedeminde batardı kaçardım...
    hani en çok o severdi seni demişsin ya...
    en çok o severdi gerçekten ve o benim ilk cenazemdi. 8 yaşımda; beni en çok seven insan ölümle tanıştırdı beni... ve ben ölümün pişmanlık getirdiğini bıyıkları batıyo diye öptürmediğim dedemi çok özleyerek öğrendim. yıllar sonra anladım ki hayatta beni en çok seven insan, ölürken bile bana dünyanın en zor kazanılan duygusunu, sevginin kıymetini bilmeyi öğretmiş... eşşşşşeeeekkkk kadar olup hala öğrenemeyenler var buradan senin sayende dedemi minnetle anıyorum

    YanıtlaSil